İki Toplumlu Barış İnisiyatifi, Mont Pelerin zirvesinin ardından şimdi atılması gereken adımın, iki liderin en kısa zamanda görüşme masasına geri dönerek, iki kesimli, iki toplumlu birleşik bir Kıbrıs’ın inşasına yönelik geniş kapsamlı ve hızlı bir çözüme varmak için bir yol haritası üzerinde anlaşmaları olduğunu belirtti
İnisiyatif yetkilileri, Kıbrıs müzakere sürecinin yeniden başlaması yönünde tarafları cesaretlendirmek amacıyla 23 Mayıs günü DİSİ Başkanı Averof Neofitu, 24 Mayıs’ta ise Rum Lider Nikos Anastasiadis’le bir araya gelecek
Kazım DENİZCİ
İki toplumlu Barış İnisiyatifi- Birleşik Kıbrıs’tan bir heyet geçtiğimiz günlerde Yunan “Potami” partisinin başkanı Stavros Theodorakis ile bir araya geldi. İnisiyatiften yapılan açıklamaya göre, bir saat süren toplantıda, Kıbrıs sorununa ilişkin gelişmeler ve İki Toplumlu Barış İnisiyatifi’nin çalışmaları konusunda Theodorakis’e brifing verildi. Açıklamaya göre Theodorakis, İki Toplumlu Barış İnisiyatifi’ne destek vermeye hazır olduklarını söyledi.
İki Toplumlu Barış İnisiyatifi’nden AKEL’e ziyaret
İki Toplumlu Barış İnisiyatifi yürüttüğü çalışmalar çerçevesinde, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu ile de bir araya geldi. AKEL Genel Merkezi’nde gerçekleşen görüşmede liderlerin BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in taraflara sunduğu çerçeve üzerinden müzakerelerin yeniden başlaması yönünde ortak bir görüş ortaya çıktı.
“Anastasiadis’e baskı yapmaya devam ediyoruz”
AKEL Genel Sekreteri Kiprianu, “Bu anlamda Sayın Anastasiadis’e baskı yapmaya devam ediyoruz. İki devletli çözüm kesinlikle gündemimizde yok. Tek hedefimiz ve mücadelemiz federal bir çözümün adamıza gelmesidir” dedi.
Örgütler adına bir konuşma yapan KTAMS Başkanı Güven Bengihan ise, AKEL’in güneyde verdiği mücadelenin aynısını örgütler olarak kuzeyde de verdiklerini ifade ederken, liderlerin bir an önce Guterres Çerçevesi’nde müzakerelere başlaması ve süreci sonuç alıcı bir noktaya taşıması gerektiğinin altını çizdi.
DİSİ Başkanı Averof Neofitu ile de görüşülecek
Birleşik Kıbrıs - İki Toplumlu Barış İnisiyatifi durağanlaşan Kıbrıs sorununun çözümü için görüşme sürecinin yeniden başlatılması yönünde yaptığı çalışmalar kapsamında 23 Mayıs günü isesaat 10.30’da DİSİ Başkanı Averof Neofitu ile görüşecek. Ziyaret çerçevesinde Kıbrıs müzakere prosedürünü yeniden canlandırılması sürecinin başlatılması için bütün tarafların BM Genel Sekreteri’nden iyi niyet misyonuna destek talebinde bulunulacağı öğrenildi.
Anastasiadis ile 24 Mayıs'ta bir araya gelecekler
Her iki toplumdan oluşan ve çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdüren İki Toplumlu Barış İnisiyatifi-Birleşik Federal Kıbrıs'a ulaşarak adada barışın artık tesis edilmesi gerektiğine inanarak bu uğurda verilen mücadele kapsamında yaptıkları temas ve görüşmelerine devam ediyor. Bu kapsamda 24 Mayıs Çarşamba günü saat 11.00’de Güney Kıbrıs’taki başkanlık sarayında Rum liderAnastasiadis ile bir araya gelecek olan inisiyatif üyeleri, müzakere sürecinde üzerinde mutabakata varılan Guterres Çerçevesi kapsamında yeniden başlatılmasını talep edeceği öğrenildi.
Guterres Çerçevesinde yer alan maddeler:
1.Toprak
Kıbrıs Türk tarafının masaya getirdiği haritayı temel alan çerçevede, bu haritanın Kıbrıslı Rumların da hassasiyet belirttiği yerleri dikkate alarak düzenlenmesi gerektiğini söylüyor.
Burada kesinlikle bir yer ismi ya da oran belirtilmiyor. Ancak Güzelyurt’un yarım asırlık müzakerelerde toprak düzenlemesine tabi olacak yerlerden biri olduğu biliniyor. Taraflar karşılıklı al-ver ile şekillendirecekleri pazarlıklarda, bunu göz önünde bulundurarak bir sonuca varacaklar. Görüşmelerde Kıbrıs Rum tarafının 1974’de bıraktıkları sınırlarla olan Güzelyurt’un düzenlemeye dahil olmasını önceden kabul ettiği, ancak daha sonra pazarlık çıtasını yükselterek güncel sınırlara genişlediği belirtiliyor.
Türk tarafı 74 sınırına onay verirken, bu sınırın genişlemesinden rahatsız ve buna karşı çıkıyor. İşte şimdi bunun üzerinden taraflar, birbiriyle ilişkili olarak bütün konuları değerlendirirken bunu bir karara bağlayacak.Ama Guterres Çerçevesi, Kıbrıslı Türkler şu kadar toprak versin, buraları iade etsin gibi bir zemini asla işaret etmiyor. Ne böyle bir ifadesi ne de böyle bir iması yok!!!
2.Mülkiyet
Guterres’in çizdiği çerçeve, liderlerin sağladıkları ilerlemelerden hareketle mevcut kullanıcı, yani şu anda eski bir Rum malını elinde bulunduran kişinin haklarını da göz önünde bulundurması açısından, Annan Planı’nın da ötesinde bir kazanım sağlıyor Kıbrıs Türk tarafına. Kıbrıs Türk yönetiminde yer alacak mallarda mevcut kullanıcıya ilk söz hakkının tanınması gerektiğine işaret eden çerçeve, sadece Kıbrıs Rum kurucu devletindeki yerlerde ilk söz hakkını 74 tapusunu elinde bulunduranlara veriyor.
Böylelikle Kıbrıs Türk tarafının “yokolacağız” ya da “Rum bizi yutacak” gibi bir takım endişeler karşısında eli güçleniyor ve iki bölgelilikte bir netlik oluşturuluyor. Türk tarafı toprak ve mülkiyet başlığı tartışılırken, bundan mümkün olduğunca az insan etkilensin hassasiyetini gözetmiş ve bunun için uğraş vermişti. Bu zeminin buna uygun olduğu söylenebilir. Bunun nasıl bir mekanizmayla şekillendirileceğine ise taraflar karar vererek, bu prensip altında konuyu karara bağlayacak. Çerçeve bu mekanizmanın nasıl olacağını değil, nasıl bir prensiple şekillenmesi gerektiğini söylüyor ve bu özellikle Kıbrıs Türk tarafı açısından bir kazanım olarak değerlendiriliyor, çünkü bu tez zaten Kıbrıs Türk tarafınca masaya sunulan bir tezdi.
3.Siyasi Eşitlik
Yıllardır en önemli hassasiyetlerden biri olarak sunulan bu konuda Kıbrıs Türk tarafı dönüşümlü başkanlığı olmazsa olmaz olarak değerlendiriyor. Rum tarafı ise daha önce Talat-Hristofyas görüşmelerinde bu konuda bir uzlaşı olmasına rağmen, bu konuda ciddi çekimserlik gösteriyor.
Ancak Genel Sekreter siyasi eşitlik için dönüşümlü başkanlığın olması gerektiğini kayda düşüyor ve bunun için 2’ye 1 oranını işaret ediyor. Yani 2 dönem bir Rum Başkan olacak 1 dönem de bir Türk başkan yönetecek Federal Cumhuriyeti.
Tabii ki, her iki taraf da kendi yönetimleri altında olan bölgelerde kendi yönetimlerini kuracak ancak federal yönetimde bunu paylaşacak.
Bu 1960 Cumhuriyeti’nde yer almayan bir kazanım olması açısından Kıbrıs Türk tarafınca önemli bir açılım. Sadece veto hakkı olan bir Başkan muavini yerine, aktif yetkili bir başkan olma ilkesi kayda alınıyor. Sadece bu bile sürecin en kayda değer ilerlemelerinden biri olur Kıbrıs Türkler için.
Çerçeve aynı zamanda karar verme mekanizmalarında etkin katılım ilkesini de kayda alıyor ve toplumların çıkarını ilgilendiren konularda tıkanıkların ancak bir tarafın olumlu oyuyla çözülebileceğini söylüyor.
Liderler bugüne kadar yaptıkları görüşmelerde, yargıda tam eşitlik konusunda mutabakat sağladı. Polis ve kolluk kuvvetleri gibi güvenlikle ilgili konularda da Annan Planı’nda olmayan temsiliyet ve katılımların uzlaşıya bağlanmış olması son derece önemlidir. Bu hem Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitlik ve karar alma mekanizmalarında etkin rolünü açıklığa kavuşturuyor hem de federal yönetim anlayışının gelişmesine katkı sağlayarak gelecek kuşakların daha sağlıklı bir ortamda yaşamasına olanak sağlıyor.
4. Eşdeğer Muamele
Bu konu özellikle Türkiye açısından hassas bir nokta olarak sunulmuş ve masada bizzat Genel Sekreter tarafından kayda alınmış bir konu olarak yine Türk tarafı için önemli bir kazanım. Henüz AB üyesi olmayan Türk vatandaşlarının adadaki AB üyesi Yunan vatandaşlarıyla aynı haklara sahip olmasını düzenliyor.
Turistler, geçici işçiler ve öğrencilerin serbest dolaşım hakkı kayıt altına alınırken, kalıcı olarak adaya yerleşmek isteyen Türk vatandaşlarının Yunan vatandaşlarıyla eşdeğer muamele görmesi gerektiğini de söylüyor. Mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı işaret edilirken, temel tarım ürünlerine bir kota uygulanabileceğini söylüyor ki, bir ada ülkesi olan Kıbrıs için bu son derece anlaşılırdır.
Rum tarafı Türkiye’nin ekonomik büyüklüğünü ve nüfus gücünü işaret ederek bunun bir oranla kısıtlanması ve 4/1 şeklinde uygulanması gerektiğini söylüyor. Guterres Çerçevesi’nde böyle bir oran yazmıyor, tarafları yukarıdaki prensipler temelinde bu başlığı doldurmaya çağırıyor.
5.Güvenlik ve Garantiler
En çok tartışılan ve en çok istismar edilen her iki tarafın en hassas konusu. Genel Sekreter, tek taraflı müdahale hakkının, ki 60 anlaşmalarına göre bu hak sadece Türkiye’nin değil, İngiltere ve Yunanistan’ın da hakkıdır, sürdürülebilir olduğunu düşünmediğini not ediyor. Garanti Anlaşmasının bir takım izleme mekanizmalarının da yer alacağı garantör ülkelerin de yani Türkiye’nin de içinde yer alacağı şekilde günün koşullarına uyarlanabileceğini söylüyor.
Güvenlik sisteminin her iki tarafın da çekincelerini dikkate alacak şekilde düzenlenmesi gerektiğini söyleyen belge, aynı zamanda bir tarafın güvenliğinin diğer taraf için bir tehdit oluşturmaması gerektiğini de kayda geçiriyor.
Asker konusunun ise farklı bir formatta ele alınması gerektiğini söyleyen belge, bunun için de zamanı geldiğinde daha üst düzeyde ele alınabileceğine işaret ediyor.Asker sayısı, askerin çekileceği takvim gibi hiçbir unsur içermemekle birlikte, bunun üst düzeyde ele alınacağını kayda düşüyor.
Yani iddia edildiği gibi sıfır asker, sıfır garanti olmadığı gibi, bir asker sayısı ya da çekilme takvimi de içermiyor. Bu başlığın sadece bu prensipler doğrultusunda, garantör taraflarca ele alınacağına işaret ediyor, ki zaten İsviçre’de bu konuyu konuşmak için Türkiye Başbakan’ının masaya gelmeye hazır olduğu bizzat Türkiye tarafından ilan edilmişti.
Cumurbaşkanı Akıncı, Guterres Çerçevesi’ni zemin kabul edip imzalayalım çağrısı yaparken, garantör ülkelerin konusu olan bir konuya kendince bir çözüm önermiyor, aksine bu konunun garantörler tarafından karara bağlanmasının karşılıklı olarak imza edilmesi çağrısı yapıyor. Türkiye’yi dışlamak yerine, uyarlanacak bir mekanizmada da yer almasına her iki tarafın da imza atması çağrısında bulunuyor.
Ve Türkiye zaten garanti anlaşmasının günün koşullarına uyarlanabileceğini ve asker konusunu konuşabileceğini söyleyerek, masaya açılım getirmişti. Dolayısıyla aslında Cumhurbaşkanı yeni bir şey söylemiyor, İsviçre konferansının ilk gününden beri Türk tarafının yekpare olarak söylediği birşeyi söyleyerek, Crans Montana’da seçim arifesi Anastasiadis’in yapamadığını, seçimin ardından yapmasını istiyor. Böyle olursa tarafların önemli oranda hemfikir olduğu prensipler imza altına alınarak, uzlaşmazlıkları arasında bir köprü kurması daha da kolaylaşacak ve sonuca ulaşma hedefi netleşecek.
Bu başlıklara ve uzun uzun detaylandırdığımız çerçeveye bakıldığında, ne Türkiye’nin de Kıbrıs Türk tarafının ve tabii ki Kıbrıs Rum tarafının karşı çıkması gereken bir zeminin olmadığı daha açıklıkla anlaşılabilir. Bu zemin her iki tarafın da hassasiyetleri göz önünde bulundurularak objektif bir çerçeve çizilmesine ve yine uzlaşı noktalarının liderler ve garantörler tarafından doldurulmasına yardımcı oluyor.