İnsan hayatı değerlidir...

Mehmet Davulcu

Bugünkü yazımda "iş kazalarına" değineceğim. Her ne kadar da günün gündeminde Türkiye'den getirtilip para karşılığı anket yaptırılan "Gezici" adlı şirketin dün basına yaptığı açıklamaları basın yayın organlarının en önde gelen konusuysa da, benim ana gündemimde bu düzmece olduğunba inandığım anket yok. "İş kazası" denen cinayetler var.

Başkanlığını yaptığım sendika Çağ-Sen'in de içinde yer aldığı Sendikal Platform ve platformu destekleyen sivil toplum örgütleri ile siyasi partiler önceden alınan karar gereği dün Çalışma Bakanlığı önünde sembolik bir eylem yaparak iş cinayetlerini protesto etti.

Eylemde TKP Yeni Güçleri temsilen ben de yer aldım. Çağ-Sen'i Erdin Selasiye ve Hüseyin Yalyalı temsil etti.

Eylem sırasında Sendikal Platform ve onu destekleyen STÖ'lerle siyasi partiler adına ortak bir açıklama da okundu.  Ortak açıklamanın okunmasu öncesinde Türk İşçi Sendikaları Federasyonu Genel Başkanı Arslan Bıçaklı bir konuşma yaptı. Ortak açıklamayı da Dev-İş Genel Sekreteri Koral Aşam okudu.

Okunan ortak açıklamada "iş kazası" denen kazaların aslında işverenlerin daha fazla kazanma adına yasaların öngördüğü işçi sağlığı ve iş yeri güvenliği önlemlerini almamasından kaynaklanan  iş cinayetleri olduğu gerçeğinin altı çizildi.

Eğer işverenler 3-5 kuruş daha fazla kar etme hırsıyla hareket etmeyip, yasaların öngördüğü önlemleri almış olsalardı, bugün mezarda olan işçiler hayatta olmaya ve o işverenlere çalışmaya devam edeceklerdi.

Ben ve benim gibi düşünen çok sayıda kişi için insan hayatı önemlidir. Bunun korunmasına büyük önem veririz. Sorsanız işverenler de aynen bizim gibi konuşup bu konudaki düşüncelerini ortaya koyacaklar. Hatta ileri gidip işçilerinin hayatlarına önem verme konusunda herkesten önde olduklarını bile söyleyecekler. Belki bunların içinde bir kısmı o söylediklerinde samimidirler de.

Ancak, gerçekler ortada. Çok basit ve parasal bedeli gerçekten 3-5 kuruş olan önlemler alınmadığı için işçiler yok yere ölüp gidiyor.

Sakın kimse çıkıp da "eh, bunlar bizim vatandaşımız değil yahu" falan demeye kalkışmasın. Bu asla kabul edilemez.  İnsan, insandır ve insan hayatı değerlidir. Korumak için elimizden geleni eksiksiz yapmak zorundayız.

Her işveren yasalara uyacak. Yasaların öngördüğü her türlü önlemi alarak işçi çalıştıracak. Daha da ileri gidip şunu da ilave ediyorum; işveren önlemleri aldığı halde işçi bu önlemlere riayet etmeden çalışırsa, sorumluluk yine işverendedir. İşveren işçisine her türlü önlemi alması gerektiğini, bunun için gerekli ekipmanın kullanımına hazır olduğunu ısrarla söylemelidir.

İşveren, işçisini yasaların öngördüğü önlemleri uygulamadan çalışimasını istemediğini sıklıkla ve ısrarla belirtmek durumundadır.

Bunlar yapılamaz şeyler değildir. İstenirse çok kolaylıkla hayata geçirilebilir. İnanınız bana , bunları yapmaya başladığımızda kimse bundan zararlı çıkmayacak. Herkes karlı çıkacak, en fazla karlı çıkacak olan yine işverenler olacak.

Bir düşünün, iş yerinde iş cinayeti denecek şekilde bir işçi hataını kaybettinde, o iş yerinin kamuoyu önündeki durumu ne olur. O iş yerinde çalışan diğer işçilerin ruh halleri nasıl olur? Verimlilikleri ne hale gelir? O iş yeri böylesi bir işçi ölümünden mutlaka olumsuz etkilenir.

Tersi olsa, yani kimse ölmese ve o iş yerinde işçinin hayatına önem verildiği algısı yaygın olsa, o iş yerinin bundan çıkarı olmaz mı? Örneğin işçi aradığında en çok iş başvurusunu alan iş yeri olmaz mı? Ölüm korkusundan uzak olduğu duygusu nedeniyle fiilen çalışan işçilerin verimliliği yüksek olmaz mı?

 Yapılması gereken bellidir. Yasalar bunu belirlemiştir zaten. O yasalar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın bu yasaları yürütmesi ve denetlemesini de öngörmektedir. Ancak bu konu halkımızın siyasi tercihiyle bağlantılıdır.

Bizim halkımız "bu çalışma hayatıyla ilgili yasaları uygularsam, memlekette çalışan iş yeri kalmaz" diyen bir zihniyeti seçtiği için yasalardaki denetim kısmı asla hayata geçmeyecektir. Meğer ki, halkımız o zihniyeti işbaşındean uzaklaştırıp yerine yasaları uygulamayı görev sayan başka bir zihniyeti iş başına getirsin...

Halkımız bunu yapar mı?

Belki...