Size bir mesajım var!

Psikolog Melek BAL

Ebeveyn tutumları, çocukların ruhsal ve bedensel gelişimlerinde önemli ölçüde rol oynar. He-pimiz ilk bilgilerimizi ailemiz aracılığıyla elde ederiz. Tüm tutum, davranış, duygu ve düşüncelerimizin ilk tohumları aile ortamında atılır. Örneğin içinde yaşadığımız kültürün örf, adet ve geleneklerine iliş-kin bilgileri, kendimizi ifade etme şeklimizi, cinsel kimliğimizi ve cinsellik olgusunu, kaçınmamız gere-ken tabuları ve uymamız gereken sosyal kuralları hep aile ortamında öğreniriz.

Aile, birey için tıpkı bir ağacın ağaç olmasını sağlayan toprak gibidir. Toprak verimli olursa ağaç güçlü, dayanıklı ve faydalı olacaktır. Verimsiz bir toprakta yetişen ağaç ise gelişim gösteremez. Bir süre sonra solmaya ve kurumaya başlar. Sağlıksız ve cılız kalır.

Çocuklarda ortaya çıkan bazı belirtiler, onların da tıpkı bir ağaç gibi solmakta olduklarının işa-reti olabilir. Bu belirtiler davranış bozuklukları, düşük benlik ve özgüven algısı, içe kapanıklık, saldır-ganlık, aşırı ağlama, inatçılık ve iletişim kurmakta zorluk çekilmesi şeklinde kendini gösterir. Bu tür davranışlar fark edildiğinde çocuk üzerinde baskı kurmak ve (fiziksel veya duygusal) şiddet uygulamak yerine ona ilgi göstermek ve destek olmak gerekir.

Çocuğun sıkıntılı davranışlarının çoğu, aslında kendisini ifade etmek için verdiği mesajlardır. Ortaya çıkan bu tür davranışlar, anne baba tutumlarına veya çevresiyle yaşadığı sorunlara karşı çocu-ğun kendi içsel duygu alanlarını ifade etme biçimidir. Önemli olan, bu mesajların doğru bir biçimde algılanabilmesidir.

ÇOCUĞUNUZUN VERDİĞİ MESAJLARLA SÖYLEMEK İSTEYİP DE SÖYLEYEMEDİKLERİ

Anneciğim! Babacığım! Bana neden bağırdığınızı bir türlü anlayamadım. Bundan ötürü ken-dimi arkadaşlarımın ve herkesin içinde aşağılanmış hissettim. Kendimi engellenmiş ve özgürlüğüm elimden alınmış gibi hissediyorum. Bu durum beni çok üzüyor ve öfkelendiriyor.

Anneciğim! Babacığım! Evde, gözümün önünde kavga etmeniz beni çok korkutuyor. Kendimi bu evde güvensiz hissediyorum. Her seferinde size ve kendime olan güvenim daha çok sarsılıyor.

Lütfen benim bir çocuk olduğumu unutmayın! Ben öfkeyi de, sevgiyi de sizden öğreniyorum. Doğal bir biçimde gelişmeme izin vermeyip beni baskıladığınızda hırçın, öfkeli ve saldırgan ya da tam tersine içine kapanık ve pısırık bir çocuk oluyorum.

Ben sizin gibi değilim! Sadece bir çocuğum ve henüz iki üç yaşındayım. Lütfen bana bağırıp çağırmayın. Elbette ki hoplayıp zıplayacağım, her şeyi karıştıracağım. Çünkü her şeyi merak ediyor ve öğrenmeye çalışıyorum. Beni engellemek yerine bana rehberlik edin. Beni koruyun ve şefkat gösterin. Çünkü tüm bunlara çok ihtiyacım var benim.

Çünkü ben bir çocuğum ve henüz dört beş yaşındayım. Lütfen bana kızmayın, sevgiyle yakla-şın. Bana eşitliği, özgürlüğü öğretin. Nasıl arkadaş edineceğimi, insanlarla nasıl iyi ilişkiler kuracağımı bana anlatmak yerine bunu bana SİZ GÖSTERİN, BANA ÖRNEK OLUN. Çünkü ben böyle daha kolay öğrenebilirim. Beni SAKIN UTANDIRMAYIN! Yanınızda uyumak istesem bile bana kızmayın. Ama izin de vermeyin. Uygun bir biçimde kendi yatağımda uyumam için yardımcı olun. Bu her şeyden çok daha önemli benim için. Bu gelişme sürecini sağlıklı bir biçimde geçirebilmem için lütfen bana yardım edin.

Evet, çünkü ben sadece bir çocuğum! İster bir yaşında olayım, isterse beş, sekiz ya da on iki, fark etmez… Lütfen kavga etmeyin. Beni terk etmeyin ve yalnız bırakmayın. Üzerimde baskı kurmayın. Bana yasakları açıklayarak anlatın. Beni anlamaya çalışın; düşüncelerimi ve duygularımı önemseyin. Bana kendimi çaresiz hissettirmeyin. Beni sakın dışlamayın, ayıplamayın, alay etmeyin. Lütfen beni hiç dövmeyin. Beni utandırmayın ve benden utanmayın. Beni asla ihmal etmeyin. Benden sıkılmayın, yo-rulmayın, bıkmayın. Sizin çocuğunuz olmamı istediğiniz anda beni büyütmek için de söz vermiş oldu-ğunuzu unutmayın.

Doğal olarak çocuklar, duygularını ve düşüncelerini yukarıdaki tümcelerle ifade edemezler. Anlatmak istedikleri her şeyi davranışlarıyla anlatırlar. Örneğin altı yaşındaki bir çocuk, evde fiziksel veya duygusal bir şiddete maruz kalıyor, anne ve babanın birbirine karşı olumsuz tutumlarına şahit oluyorsa huzursuzluk, korku ve güvensizlik hissedecektir. Çocuk, bu olumsuz duygularını belki gece yatağını ıslatma, belki de hava açlığı hissiyle derin nefes almalar şeklinde dışa vurabilir. Tüm bu dışa vurumlar, onun hissettiği korku, kaygı ve mutsuzluk karşısındaki tutumuyla ilişkili olabilir. Tıpkı bunun gibi, kendini ifade etmek için çabalayan ancak fark edilmediğini, ilgi görmediğini hisseden bir çocuk da ilgi çekebilmek amacıyla hırçın ve öfkeli davranabilir. Tüm araştırmalara rağmen, nedeni bir türlü ortaya konamayan karın ağrıları ve yemek yeme sorunları gibi belirtiler de yine benzeri nedenlerden kaynaklanıyor olabilir.

ÇOCUKLARDAN GELEN MESAJLARI ANLAMAK İÇİN NE YAPMALIYIZ?

Öncelikle çocuğun yakından izlediğimiz bedensel gelişim evreleri hakkında bilgi sahibi olmalı-yız. Buna paralel olarak, çocuğun ruhsal ve sosyal gelişim evrelerini de çok iyi bilmeliyiz. Örneğin üç yaşındaki bir çocuğu ele alalım. Bu yaştaki bir çocuk oldukça hareketlidir ve girişimcilik yaşındadır. Bu yaş çocuklarının en önemli özelliklerinden biri oyundur. Aynı zamanda cinselliğe yönelik ilgileri de artar ve cinselliği çağrıştıran çocuksu eylemler ortaya çıkar. Bu eylemleri gerçekleştirdiğinde korkutu-lan, sert ve engelleyici tutumlarla karşılaşan çocuklarda suçluluk duygusunu içeren bir benlik gelişimi oluşur. Suçlu benlik algısı, bazı kişilerde girişimcilik duygusundan yoksun, utangaç, çekingen ve bağım-lı bir kişilik yapısının gelişmesine neden olabilir. Bu dönemin (anne ve babanın tutumuna bağlı olarak) sorunlu bir biçimde yaşanmış olması, nedeni açıklanamayan baş ağrısı ve mide bulantısı gibi ruhsal kökenli hastalık belirtilerine, yetersizlik duygusuna ve cinsel sorunlara yol açabilir.

ÇOCUKLARIN RUHSAL VE TOPLUMSAL GELİŞİMİ (BENLİK GELİŞİMİ)1

0-1 yaş: Temel Güven-Güvensizlik

Bu dönemde esas olan anne-çocuk ilişkisidir. Annenin çocuğun bedensel ve ruhsal gereksi-nimlerini sürekli ve tutarlı bir biçimde karşılaması elzemdir. Gereksinimleri karşılanan çocuklarda gü-ven duygusu gelişir. Gereksinimlerin karşılanaması durumunda ise güvensizlik duygusu ortaya çıkabi-lir. Bu dönem sorunlu bir biçimde geçerse ileriki yaşlarda öfke, karamsarlık ve umutsuzluk gibi duygu-lar, hatta çocukluk çağı şizofrenisi ortaya çıkabilir. Daha ileriki yaşlarda ise içe kapanıklık, depresif kişilik yapısı, madde (sigara, alkol, uyuşturucu) bağımlılığı gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir.

1-2 yaş: Özerklik-Utanç

Bu dönemin özelliği, çocuğun anal kaslarının (anüs ve idrar yolu çevresinde bulunan, dışkı ve idrar kontrolünü sağlayan kaslar) gelişimini tamamlamasıdır. Artık çocuk, tuvalet gereksinimini istedi-ği zaman giderebileceğini ve eğer isterse geciktirebileceğini fark eder. İyi bir tuvalet eğitimi verilme-mesi, ileriki yaşlarda ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, çocuğun tuvalet eğitimine hazır olup olmadığının belirlenmesidir. Çünkü bazı çocuklarda anal kaslar gelişimlerini daha geç tamamlar. Böyle bir durum söz konusu değilse ne katı davranarak ne de tümüyle serbest bırakarak, çocuğun durumuna uygun bir yaklaşım geliştirilmesi gerekmektedir. Tuvalet eğitimi, çocuğun hoşuna giden basit oyunları onunla birlikte oynarak verilme-lidir. Katı bir tuvalet eğitimi cimriliğe, tam tersi bir bir eğitim ise savurganlığa yol açacaktır.

3-5 yaş: Girişimcilik-Suçluluk

Bu dönemde çocuk oyuna ve cinselliğe odaklanır. Girişimcilik, hareketlilik ve çocuksu cinsel eylemler ortaya çıkar. Çocuğu utandırmak, engellemek ve cezalandırmak sağlıksız bir gelişimin, suçlu benlik algısının oluşumuna yol açabilir. Ebeveynler, bu dönemde çocuğun zararsız girişimlerine karşı engelleyici ve korkutucu olmamalıdır. Çocuğun hareketliliği anne ve babayı yorabilir. Uygun bir oyun alanı oluşturmakla bu soruna bir çözüm bulunabillir.

6-11 yaş: Çalışkanlık-Aşağılanma

Okul çağı dönemidir. Bu dönemde çocuğa karşı katı bir tutum içinde olunması, yüksek per-formans beklentisi ve diğer arkadaşlarıyla karşılaştırılması onda değersizlik ve aşağılanma gibi duygu-ların oluşmasına neden olabilir. Bu yaşlar, çocuğun gelişimindeki önemli bir dönemi kapsamaktadır. Sorunlu bir şekilde yaşanır ve yaşatılırsa özgüven düşüklüğüne neden olabilir.

Ebeveynler bu dönemde yargılama, karşılaştırma, korkutucu cezalar uygulama, duygusal ih-mal, aile içi şiddet ve huzursuzluk gibi tutum ve davranışlardan kaçınmalıdır.

Bir çocuk için anne ve baba çok önemlidir. Çocuğunuzun gelecekteki yaşamı ve mutluluğu için bedensel gelişimi kadar benlik gelişimine de önem vermelisiniz. Çocuğunuzdan beklentilerinizin onun kapasitesine uygun olup olmadığını bilmek ve onun kapasitesine uygun çözümler geliştirmek çok önemlidir. Bunun yanısıra, aile içi sorunlarının olup olmadığının farkına varmak, varsa bu sorunların çocuğu ne yönde ve ne kadar etkileyeceğini ortaya koymak da büyük bir önem arz etmektedir. Bir çocuğun bütün olan bitenlerin farkında olduğu, ancak olayları erişkinler gibi algılayıp tahammül gös-teremeyeceği akıldan çıkartılmamalıdır. Örneğin, arkadaşları ve köpeği ile bahçede oturan bir kişi arkadaşlarıyla şakalaştığı sırada bir arkadaşının kendisine el kaldırmasını köpeği bir kavga ve tehdit olarak algılayabilir. Tıpkı bunun gibi, masada yemek yerken havaya kalkıveren bir el bir erişkin için anlık, geçici ve basit bir tepkiyken çocuk tarafından tehdit edici ve korkutucu bir davranış olarak algı-lanabilir. Bu noktada kimin neyi, nasıl algılayabileceğinin bilinmesi aile bireyleri arasında sağlıklı bir iletişim kurulması açısından son derece önemlidir. Sağlıklı bir aile içi iletişiminin kurulması, hem ço-cuklar hem de eşler arasındaki ilişkilerde var olan sorunların çözümünde en başta gelen yöntemler-dendir.

Sonuç olarak bir kez daha vurgulamak gerekirse, çocukların sözcükler aracılığıyla kendilerini yeterince ifade edemedikleri, bu nedenle ebeveynleriyle olan iletişimlerini daha çok davranışları ara-cılığıyla gerçekleştirdikleri akıldan çıkartılmamalıdır.